MEŞİET-i İLÂHİYYE

Meşiet “şye” kökünden türemiş bir mastardır. Dilemek, istemek,  işini, yönetimini düzenlemek, işine itina göstermek, işinin akıbetinin ne olacağını düşünmek, doğru, muhkem, güvenli ve eşit hale getirmek, eşitliği, dengeyi sağlamak ve düzeltmek, mukayese etmek ve ölçüye uygun hale getirmek, muktedir olmak, bir araya getirip uyumu sağlamak,  bir şeyi yapmaya gücü yetmek, teşvik etmek, tahrik etmek, zorlamak, daraltmak manalarına gelmektedir.

Müfredat’ın Müellifi Ragıb-ı Isfahanî, öznesi Allah olan meşietin, bir şeyin varlığının devamı için gerekli olan nizamı, kanunları koyma manasına geldiğini, hayatiyyetin devamının bu kanunlara riayetle mümkün olabileceğini anlatmakta ve bunu “icab” terimi ile ifade etmektedir. Meşietin öznesi insan olunca da, doğruyu bulma, doğruyu görme manasına geldiğini söylemektedir.

Şey de meşiet kökünden türeyen bir kelimedir, mastardır.Tekvini kanunlar gereği varlık aleminde vücut bulan nesne demektir.Eşyaya yani nesnelere şey denilmesi, meşiet-i ilahiyyenin taalluku itibariyle meşiy olduğu içindir.Allah’a şey denmez. Ancak şey, şâi manasına kullanıldığı zaman Allah’a şey denebilir.Bu durumda şâi manasına kullanılan şey, kanun koyan, sünnet koyan manasınadır.Şey şeriat ve sünnetullah manasına da kullanılmaktadır. Varlık alemine çıkması mümkün olan maduma da şey denebilir.Değilse maduma şey denmez.Bilinebilen ve kendisinden haber verilebilen nesnedir şey.

İlâhî iradeyi anlatırken Allah Teâlâ’nın iradesinin sadece kevnî irade, sadece teşriî irade olmadığını; ayrıca bunlara dayalı kanunları da olduğunu, bu kanunlara tekvinî kanunlar, teşriî kanunlar dendiğini belirtmiştik.

7/54 “Rabbiniz Allah gökleri ve yeri altı günde altı devirde yaratandır. Sonra Arş üzerinde, sınırsız kudret ve iktidar makamında hükümranlığını kurandır. Güneş, ay ve bütün yıldızlar, O’nun kurduğu düzen içinde, kanunlarına boyun eğerken, geceyi, cezbederek, cezbedilerek süratle takip eden gündüze bürüyüp örtendir. Unutmayın, yaratmak da, plan da, düzen de, idare de O’na, sadece O’na aittir. Yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah ne yücedir.” âyet-i kerimesi bu kanunların varlığına delildir.

Tekvini kanunlar Allah Teâlâ’nın tekvinî iradesinin eseridir. İnsanoğlunun müdahalesiyle bu kanunların değişmesi mümkün değildir.

Teşriî kanunlar teşriî iradenin ürünüdür. Bu tür kanunların hayata geçmesi Âdemoğullarının seçim tercih ve iradelerinin bu kanunlarla ilgilenmesiyle gerçekleşir.  Teşriî kanunların uygulanabilirliği beşer iradesinin teşrii kanunlara yaklaşma şartına bağlıdır. Bu sebeple bir kısım insanlar teşrii kanunları kendilerinin mevzuatları zannetmek gibi bir yanılgıya düşmüşlerdir. Teşriî kanunlar hitab-ı ilâhî ile kelam sıfatı noktasından irtibatlıdır.

Teşrii ve tekvini kanunlar tek olan Allah ü zülcelâlin emir ve tedbiriyle irtibatlıdır. İlâhî irade böyle ikiye ayrıldığı gibi, emr-i bârî, kaza-i bârî, izn-i bârî, kitab-ı bârî de böylece tekvini ve teşrii kanunlara ayrılır.

36/79 “- Onları ilk defa yaratmış olan diril-tecek. Her türlü yaratma, bütün mahlûkatın tek tek yaratılışı, onun ilmi, planı, iradesi dahilindedir.” de.

4/58 “Allah size, emanetleri, kamu görevlerini, devlet işlerini, sorumluluk gerektiren meseleleri mutlaka ehline, kabiliyetli, liyâkatli, bilgili, dürüst ve güvenilir kimselere vermenizi, insanlar arasında hakem-hâkim, idareci olduğunuz zaman, adâletle icraat yapmanızı, hüküm vermenizi emrediyor. Allah size ne güzel öğütler veriyor, sorumluluklarınız konusunda sizi uyarıyor. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir, görür; doğru olanı duyurur, doğruları gösterir.”

17/23 Rabbin, sadece kendisini ilâh tanımanızı, candan müslümanlar olarak kendisine teslim olmanızı, saygıyla kendisine kulluk ve ibadet etmenizi, yalnızca kendi şeriatına bağlanmanızı, kendisine boyun eğmenizi, anaya babaya devamlı iyilikle ihsan ile muameleyi icrası zorunlu kesin bir hüküm haline getirdi. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa sakın onlara,

“- Öf!” bile deme, onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.

17/24 İkisine de, şefkatle, tevazu ile kol kanat ger.

“- Rabbim, onların, beni, küçükken terbiye edip yetiştirdikleri gibi sen de, onlara merhametinle muamele et” de.

58/21 Allah:

“- Elbette ben ve Rasullerim galip geleceğiz.” diye Levh-i mahfuz’da yazmıştır. Allah güçlü, kudretli ve hükümrandır.

2/183 Ey imân edenler, oruç sizden öncekilere yazılı bir kanun haline getirilerek farz kılındığı gibi, size de yazılı bir kanun haline getirilerek farz kılındı. Umulur ki, Allah'a sığınarak emirlerine yapışır, günahlardan arınır, azaptan korunur, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranır, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olursunuz.

33/46 Seni, Allah’ın bilgisi, planı, iradesi dahilinde, insanları Allah’a, Allah’ın yoluna davet eden, Allah’ın yolunu aydınlatan, gönülleri ısıtan bir güneş olarak gönderdik.

2/102 “Yahudiler, Süleyman'ın devleti, iktidarı aleyhine şeytanların, şeytan tıynetli ahlâksız azgınların, şeytanî güçlerin uydurup ortaya sürdükleri şeylerin, rüzgarın ve cinlerin Süleyman’a hizmetinin sihirle gerçekleştirildiği uydurmasının ardına düştüler. Süleyman sihirle uğraşarak inkâr edip kâfir olmamıştı. Fakat şeytanlar, şeytan tıynetli ahlâksız azgınlar iyice küfre saplandılar. İnsanlara sihri, büyüyü öğretiyorlardı. Babil’deki iki meleğe, Hârût ve Mârût'a, sihirle ilgili bir bilgi, bir emir ve hüküm indirilmemişti. Ayrıca bu iki melek herhangi bir kimseye:

"- Biz, yalnızca itaatkâr ile âsiyi, mü’min ile münafığı ayıran imtihan için gö-revliyiz. Öğreteceğimiz şeylerin kötüye kullanılması, sihirde kullanılması küfürdür. Sakın, bunları kötüye kullanıp küfre girme" diye ikaz etmedikçe bir şey öğretmiyorlardı. İnsanlar bunlardan, kocanın karısı ile arasına geçimsizlik, ayrılık sokacak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın ilmine, planına, iradesine uygun olmadıkça kimseye zarar veremediler. Kendilerine zarar veren, fayda sağlamayan şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki, sihri satın alanların âhiretten, ebedî yurttan nasiplerinin olmayacağını da biliyorlardı. Uğruna kendilerini sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bunu anlayabilselerdi.”

Hem tekvini irade, hem teşrii irade eseri, kâinat ve toplumlar için konan kanunlara sünnetullah denir. Allah Teâlâ’nın iradesi, hem sınırsız, kayıtsız, mutlak tecelli eder, hem de kanunlarına uygunluk içinde tecellî eder. Allah Teâlâ’nın iradesinin koyduğu kanunlara uygunluk içinde tecellisi, iradesine halel ve zarar getirmez. Kanun koyan irade de kutsal zâtına ait olduğu için ne iradesi kısıtlanmış olur, ne de zaafa uğratılmış olur. Zaman zaman koyduğu kanunların dışında iradesini kullanmasına mani olabilecek hiçbir güç ve kudret yoktur.

Tekvinî ve teşriî kanunlara sünnetullah,âdetullah dendiği gibi, meşiet-i ilâhiyye de denir.Bunlar devamlı yürürlükte olan,makul kaunlardır.   Kur’an-ı Kerim’de 200 yerde ilâhî meşiet, 31 yerde de insani meşiet söz konusu edilmektedir.

Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de doğru anlayışı ve doğru tefsiri sağlayan anahtar nitelikli tefsir edici âyetler vardır. İnsan suresinin 30. âyeti ile, Tekvir suresinin 29. âyetleri meşietin doğru anlaşılmasını sağlayan en önemli iki tefsir edici âyettir. Allah Teâlâ’nın meşietinin söz konusu edildiği âyetlerde  de, insanın meşietinin söz konusu edildiği âyetlerde de bu iki âyetteki ifade tarzı ve mana esas alınarak âyetlerdeki meşietlere mana verilmelidir.

76/30 “Ancak, Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olması halinde iradenizi ve tercihinizi kullanarak dilediğinizi yapabilirsiniz, Rabbinize giden yolu tutabilirsiniz. Allah her şeyi bilir, hikmet sahibi ve hükümrandır.”

81/29 Ancak, âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi Allah’ın sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olması halinde, iradenizi ve tercihinizi kullanarak dilediğinizi yapabilirsiniz, Hakka yönelik bir yol tutabilirsiniz.”

Bu iki ayetten anlaşıldığına göre, Allah Tealanın koyduğu kanunlara göre tecelli eden iradesine uygunluk içinde insanoğlu iradesini kullanabilmektedir. Allah Teâlâ’nın tekvinî ve teşrî iradesiyle kâinatta tabii, sosyal, biyolojik, psikolojik ve dini hayata koyduğu kanunlara, nizama uygunluk içinde iradesinin tecelli etmesi halinde, insanın güç, imkân ve kabiliyetlerini kullanarak doğruyu bulabileceğini, dilediğini yapabileceğini ifade etmektedir bu âyetler… Yani insanın iradesi, seçme ve tercih hakkı, Allah Teâlâ’nın koyduğu tekvinî ve teşriî kanunlarla sınırlı tutulmakta, bu kanuniyetler içinde insana cüz’i bir irade, seçme ve tercih hakkı tanınmaktadır. İnsan hür değilim diyemeyecek kadar hürriyete, seçme ve tercih hakkına sahiptir. Tabii,sosyal,biyolojik,psikolojik ve dini kanunlarla ilgili Kur’an-ı Kerimden  birçok örnek vermek mümkündür.Allah Tealanın koyduğu tabii kanunları 13/2,31/10,41/10, 35/41,22/65. ayetlerde; sosyal kanunları,8/53,13/11. ayetlerde ;biyolojik kanunları 53/43,44,45, 3/6,41/47,35/11,13/8 .ayetlerde;psikolojik kanunları 17/36,23/78,32/9,50/37,67/23. ayetlerde görebiliriz.Dini kanunları ise Kur’an-ı Kerimde ve Sünnet-i Nebevide sayısız örnekleri vardır.Bu ayetleri Kur’anın Anlaşılmasına Doğru isimli tefsiri mealimizden okursanız daha kolay anlıyabileceğinizi umuyorum.

Tabii, sosyal, biyolojik, psikolojik ve teşrii kanunları beyan eden âyetler:

8/24 Ey iman nimetine kavuşanlar, sizi, size hayat verecek şeylere çağırdıkları zaman Allah’ın ve ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasulünün davetine, Kur'ân'a ve sünnete icabet ederek ilâhî emirleri yerine getirin. Allah'ın, kişi ile karar mekanizması olan aklı, gönlü arasına girerek meyillerini, kararlarını ve davranışlarını değiştireceğini, kesinkes hesap vermek üzere toplanıp onun huzuruna getirile-ceğinizi bilin.

8/25 İçinizden sadece, zulmedenlerin, haksızlık edenlerin, günahkârların, âsilerin başına gelmekle kalmayacak olan sıkıntı ve belâlardan Allah'a sığınıp emirlerine yapışarak günahlardan arınıp toplumsal sorumluluğunuzun gereğini yerine getirerek azaptan korunun. Biliniz ki Allah, korunma tedbirleri almayarak, emirlerine aykırı davranma suçunuza denk, size âdil ceza verme gücüne sahiptir.

13/11 İnsanın önünde ve arkasında, Allah'ın var ettiği ve koruduğu düzenin gereği olarak kendisini koruyan ve davranışlarını zapta geçiren günlük nöbet tutmakla görevli koruma melekleri ve zabıt kâtibi melekler vardır.

Bir millet, sahip olduğu ilahî-insanî değerleri, benliğini, kendilerindeki yüksek hasletleri değiştirmedikçe, Allah o milletin elinde olan nimetleri değiştirmez, sosyal, siyasî ve ekonomik düzenlerini bozmaz. Allah toplumların başına hak ettikleri bir felâket getirmek, onları cezalandırmak istediği zaman da, artık bu felâketin, bu cezanın geri çevrilme imkânı yoktur. Onların Allah’ın dışında, kulları durumundakilerden velileri, koruyucuları, yardım edenleri de bulunmaz.

13/38 Andolsun, senden önce de özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere Rasuller görevlendirip gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamberin maddî bir mûcize getirmesi mümkün değildir. Her olayın gerçekleşme zamanının kaydı, her sonuçlanacak işin, her ömrün yazılı bir vâdesi vardır.

13/39 Allah, sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olan kayıtları siler, yürürlükten kaldırır, yok da eder, yazıldığı gibi bırakır, değiştirmez de. Ana kitap, sicil, ana bilgi işlem merkezi onun katındadır.

28/56 Sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıklara hak yolu aydınlatıcı bilgiler verir,  doğru yola sevketme lütfunda bulunur. Doğru yola girmeye istekli olanları iyi bilir.

28/68 Rabbin, sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olanları yaratır. Kâinatta mevcut akıllı ve sorumlu varlıkları, mahlûkatı, cemâdâtı, imkânları, kurulmuş düzenleri ve tedbirleri O seçer. İnsanların da seçme ve tercih hakları vardır. Yüceler yücesi olan Allah ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında onların kendisine koştukları şirkten  münezzehtir.

33/72 Biz göklere, yere ve dağlara da emanetler, mükellefiyetler, sorumluluklar verdik. Onlar görevlerine, sorumluluklarına hıyanet ederek âsi olmaktan görevlerini aksatmaktan çekindiler. Korkarak görev ve sorumluluklarına itina gösterdiler. İnsansa, emanetlere, kamu görevlerine, hakka-hukuka, şer’î mükellefiyetlere ve sorumluluklarına hıyanete cüret ederek âsi oldu. Gerçekten o çok âsi, inkârcı, haksız, zâlim, bilgiden, muhakemeden uzak, menfaatlerinden habersiz, tutarsız, cahilce davranışlarda bulunmayı alışkanlık haline getiren birisidir.

35/11 Allah sizi topraktan yarattı. Sonra sizi bir katre sıvıdan, spermden, yumurtadan üretti. Sonra sizi iki ayrı cins halinde yaratarak, evli çiftler durumuna getirdi. O’nun bilgisi, planı, iradesi dışında hiçbir dişi ne hamile kalır, ne doğurur. Dünyaya gelmiş birisine ömür verilmesi, ömrünün uzatılması; ömründen kısaltılma da mutlaka bir kitapta, kütükte, bilgi işlem merkezinde, Levh-i Mahfuz’da yazılıdır. Hiçbir şey tesadüfî değildir. Bunun icrası, Allah’a çok kolaydır.

41/11 Sonra gaz halinde olan göğe yönelerek, çekimini tesis edip dengesini sağladı, hükümranlığını kurdu. Göğe ve yer küreye:

"- İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin, kurduğum düzene dahil olun" buyurdu. Onlar:

"- İsteyerek geldik"dediler.

41/12 Onları iki günde, iki devirde sağlam yedi göğe tamamladı. Her gökte cereyan edecek işleri planlayıp, programlayıp işlevlerini yükledi, vahyile bildirdi.

42/29 Gökleri, yeri ve bu ikisinde üremelerini sağlayıp yaygınlaştırdığı canlıları yaratması da onun âyetlerinden, kudretinin delillerindendir. Allah’ın, sünnetine, düzeninin yasalarına, iradesinin tecellisine uygun olan şartlarda canlıları,zıtları, uyum, uzlaşı ve ahenk içinde bir arada  yaşatma;  hepsini  bir yerde toplama kudretine sahiptir.

     42/30 Başınıza gelen musibetler, felaketler kendi ellerinizle işlediğiniz ameller, yüklendiğiniz günahlar yüzündendir. Allah müstahak olduğunuz, başınıza gelecek felâketlerin çoğunu da bertaraf ediyor.

42/52 İşte bu cümleden olarak sana, var ettiğimiz ve koruduğumuz aslî düzenin bir bölümü olan, tabiî, dinî, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzeni içeren, ihya eden, insanları ve toplumları pislikten arındıran Kur’ân’ı vahyettik.

Sen, okuma yazma nedir, kitap nedir, kitaba vukuf nedir, iman nedir, bilmiyordun. Biz Kur’ân’ı bir nur olarak planladık. Onunla, sünnetimize, düzenimizin yasalarına uygun olarak, irademizin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarımızdan bir kısmını doğru, hak yola iletiriz.

Sen de, elbette doğru muhkem ve güvenli yolu, İslâmî hayatı gösteriyor, hidayet vesilesi, hakka yönlendirici, aydınlatıcı bilgiler veriyorsun.

Dünya semasını parlayan yıldızlarla süsledik. Korumaya da aldık. Bu, kudretli, hükümran olan, her şeyi bilen Allah’ın planlaması, tayini, tesbiti ve takdiridir.

53/39 İnsan için, yalnızca çalışmasının, gayretinin, hâlis niyetlerinin karşılığı vardır.

53/45 İki cinsi, erkekleri ve dişileri oluşturan özellikleri (x ve y kromozomlarını) erkek menisinde yaratandır.

53/46 Rahime atıldığı sırada, meni içinde yaratmış olandır.

53/47 Onları, ruhları, iradeleri, organları ve güçleriyle başka bir biçimde yaratmak ve ebedî âlem için farklı şekilde diriltmek O’na aittir.

91/5 Andolsun gökyüzüne ve Allahın, göğü kurarken koyduğu kanunlara ve kullandığı tekniğe!

91/6 Andolsun yeryüzüne ve Allahın, yeryüzünü düzenlediği ölçüye, plana, hesaba!

91/7 Andolsun nefse ve onu yaratılış amacına uygun dengeli muhkem hale getirerek verdiği özelliklere ve kabiliyetlere!

91/8 Andolsun nefsi, insanı, ahlâkî zaaflarla, vicdan azabıyla; Allah’a sığınma, emirlerine yapışma, günahlardan arınma, azap-tan korunma, kulluk ve sorumluluk şuuruyla özgürce şahsiyetini geliştirme, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olma kabiliyetiyle donatana!

92/3 Andolsun, Allahın erkeklerde ve dişilerde yarattığı özelliklere ve kabiliyetlere!

92/4 Kesinlikle ailedeki ve toplumdaki faaliyet alanlarınız – işlevleriniz  farklıdır.

Yukarda zikrettiğimiz ayetlerden de anlaşılacağı üzere tekvini ve teşrii kanunlar, yani meşiet-i ilahiye, yani sünnetullah hem tekvini, hem teşrii alanda vardır. Sünnetullahın bir kısım alanlarda varlığını kabul etmek, bir kısım alanlarda varlığının olmadığını veya mevcut kanunların sünnetullah olmadığını ifade etmek Kur’an kaynaklı delillerle bağdaşmamaktadır. Sünnetullah, meşiet, tekvini ve teşrii kanunlar birbirlerine çok yakın terimlerdir.

Allah Teâlâ’nın meşietinin söz konusu edildiği yerlerdeki ifadeleri, dilediğini ve dileyeni şeklinde manalandırmak, kesinlikle doğru değildir. Allah Teâlâ’nın koyduğu tabii, sosyal, biyolojik ve psikolojik, dini kanunlarını, yani sünnetullahı açıkça ifade etmeden verilen manaları doğru kabul etmek mümkün değildir. İlâhî kelamda her kelime kendi vazedildiği manada kullanılmıştır. Kullanımında bir hata olmadığına göre, manalandırmada da hataya düşmekten kaçınılmalıdır.

Kur’an-ı Kerimde geçen meşietten türeyen gaib sigalarına, yani 3. tekil şahıs olarak geçen meşietlere, kulun dilemesi şeklinde mana vermenin doğru olmadığını, İnsan Suresi 30,Tekvir Suresi 29. ayetlerin dışında, Kur’anda başka deliller de vardır. 7/155 de idlalin ve hidayetin Allahın koyduğu kanunlar içinde iradesinin tecellisine tabi olan kimselere taalluk ettiği 2.tekil şahıs sigalarıyla ifade edilerek meşietin öznesinin kesinlikle Allah olduğunda hiç şüphe yoktur.6/39 da ise meşietin öznesinin doğrudan Allah olduğu zikrediliyor. Bir kısım yerlerde dalaletin ve hidayetin Allahın meşietine uygunluk içinde gerçekleşeceği açıkça belirtildiği halde, aynı cümle yapısı içinde diğer yerlerdeki meşietleri kulun dilemesi şeklinde anlamak akıl işi değildir, istinsah işidir.Mülk ve iktidar vermekteki ve almaktaki,rızık vermekteki meşietin öznesinin Allah olduğunun da kesin olduğu 3/26,27. ayetlerde ifade ediliyor. 42/52 de hidayetin ilahi meşiete bağlı olduğunda  hiç şüphe yok.Lutufda bulunmayla (2/90,3/73,14711),rahmetini tahsis etmeyle (2/105), affetmeyle ve cezalandırmayla82/284), hidayete  erdirmeyle82/272), peygamberler seçmesiyle(3/179),  insanları arındırmayla(4/49) ilgili meşietin öznesinin Allah olduğu yine Kur’anda açıkça ifade edildiğine göre bazı gaib sigalarıyla ilgili yani 3.tekil şahıslarla ilgili meşietin öznesinin  insan olduğunu ifade etmek mümkün olmadığı gibi, Kur’an-ı anlamamak manasına gelir ve Kur’anın mantıklı, çelişkisiz ifadelerini çelişkiler yumağı haline getirirsiniz.Bu tür yanlışlarda ısrar eden dostlarımızın örnek aldıkları şahsın anlayışını ve kendi yazdılarını yeniden gözden geçirmeleri gerekir.    

İnsan için kullanılan meşietin geçtiği yerlerde de, meşiete bu iki âyıetteki sınırlama, yani kanuniyet dikkate alınarak âyetler manalandırılmalıdır.

18/29 “- Toplumda hakça bir düzen gerçekleştirecek olan hak kitap, Kur’an Rabbiniz tarafından gelmiştir. Allah'ın sünnetinin, düzeninin yasaları ve iradesinin tecellisi içinde, kendi iradesi ve tercihi ile dileyen İslâm’a ve Kur’ân’a iman etsin. Allah'ın sünnetinin, düzeninin yasaları ve iradesinin tecellisi  içinde, kendi iradesi ve tercihi ile dileyen bu hak dini inkâr etsin.” de. Biz inkâr ile isyan ile Kur’ân’ı hafife alan zâlimlere, duvarları, alevi, dumanı kendilerini saracak bir ateş hazırladık. Feryat edip yardım isteyecek olsalar, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile imdatlarına yetişilir. O ne kötü bir içecek ve orası ne kötü bir ağırlanma yeridir.

 

 Mezkûr iki âyeti dikkate almadan, buradaki insan ile ilgili meşiete “dileyen” manası verilerek:

“- Bakın Allah Teâlâ insanlara sınırsız hürriyet tanıyor.” demek Kur’an-ı Kerim’i, Kur’an’ın iç disiplinini anlamamak, Kur’an’ın bütünlüğüne riayet etmemektir.

Bu iki âyetle her şey Allah Teâlânın meşietine bağlanmıştır. Bütün işlerimiz, bütün fiillerimiz ilâhî meşiete bağlandığı  ve onunla sınırlandırıldığı için herkes sözleri arasında “inşaallah” kanuniyetini söylemek mecburiyetindedir. Sınırsız cüz’i irademizin gerektirdiklerini, sınırsız külli iradenin ve kainattaki yürürlüğü devam eden kanunlarının içinden kolaylıkla geçmesini sağlama dileği ve arzusuyla Allah Teâlâ’dan yardım ve medet ummayı ifade eder. Çünkü Onun nizâm-ı âlem içindeki iradesi tecelli etmeden  insanın iradesi gerçekleşemez. Bu sebeple insanlar iradelerini kullanma anında “inşallah” demek zorundadırlar.

 18/23 Herhangi bir şey için sakın:

“- Bunu yarın yapacağım” deme.

18/24 “- Ancak Allah’ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygunsa yapacağım” de. Unuttuğun vakit, mâsivayı kalbinden çıkardığın vakit, bir şeyi hatırlayamadığın zaman tesbih ile, tekbir ile, istiğfar ile Rabbini zikret, Rabbine şükret.

“- Umarım Rabbim beni doğruya, bundan daha yakın olan bir bilgiye ulaştıracak aydınlatıcı bilgiler verecek” de.

 İlm-i  ilâhide eksiklik söz konusu olmadığı için, ilâhî iradenin koyduğu tekvinî ve teşriî kanunlarında asla değiştirilme söz konusu değildir.

6/115 Rabbinin sözü, Kur'an, şeriatın kuralları, Allah'ın koyduğu, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzen, haklar ve sorumluluklar, Allah'ın peygamberine yardımı ve zaferler, mükâfat ve ceza ile ilgili bilgiler, ibret verici kıssalar doğru ve adâlet ölçüleri içinde tamamlandı. Onun sözlerini düzeltmeye, değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Onların yerini tutacak sözleri, kanunları da kimse koyamaz. O her şeyi duyurur, ilmi her şeyi kucaklar.

11/56 “- Ben Allah’a, Rabbime, Rabbinize dayanıp güvendim, işlerimi ona havale ettim. Yürüyen bütün canlılar, koyduğu düzenin gereği, yalnızca Allah’ın koruması, gözetimi ve denetimi altındadır. Çünkü benim rabbim, doğru, muhkem, güvenli bir düzenin var edeni, koruyanı ve devamını sağ-layanıdır.” dedi.

10/64 Dünya hayatında da, âhirette, ebedî yurtta da onlara müjdeler var. Allah’ın sözlerinde, va’dinde, hükümlerinde,  kanunla-rında bir değişiklik olmaz, onların yerini başka kanunlar dolduramaz. İşte bu büyük bir mutluluktur.

30/30 Açıkça varlığını, benliğini, Hakka ve tevhide yönelik dine, medeniyete, şeriata ada. Allah’ın, insanları dinî, ahlâkî, insanî kabiliyetler ve özelliklerle donatarak yarattığı, kulluk sözleşmesi yaptığı; yaratılışa uygun, insan tabiatında mevcut tabii din İslâm’ı, şeriatı hayata geçir. Hakkı anlamaya ve kabule uygun yarattığı, yaratılış dini, tabii din İslâm’ı, tevhid inancını şirk ile değiştirmek doğru değildir. Allah’ın yaratılışa uygun kanunlarının benzerini yapmak mümkün değildir. İşte doğru ve insanlığı, insanî değerleri ayakta tutan din, zamanla değişmeyen tabii hukuk kurallarını içeren şeriat, düzen budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Allah Teâlâ için kullanılan meşietleri Allahın dilemesi şeklinde anlamak, veya ilahi meşieti,insanı cebir altına girmekten kurtarmak için, insanın dilemesine çevirmek, İnsan Suresi 30, Tekvir Suresi 29. âyetleri anlamamaktan, Kur’an’ın bütünlüğüne vâkıf olamamaktan kaynaklanır. Meşieti insanın dilemesi şeklinde anlamak insana sınırsız bir özgürlük alanı tanıma manasına gelir. Allah’ın dilemesi şeklinde anlamak insanı cebir altına sokar, sorumluluğunu bile ortadan kaldırabilir. Doğru olan mezkûr iki âyetteki doğru manaya uygun olan anlayıştır.

Allah Teâlâ teşriî iradesiyle insana emanet-şeriat tevdi etmiş, tabiatın, sosyal, biyolojik, psikolojik ve dini hayatın da kanuniyetler içinde cereyan edeceğini bildirmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Zât-ı Bârî’nin, geçmişte zâtından sadır olan bir söze, bir kelama atıfta bulunmasını, bu sözlerin ve bu kelamların değişmeyeceğini buyurmasını biz sünnetullah, tekvini ve teşrii kanunlar, tabii sosyal, biyolojik, psikolojik hayat içindeki kanuniyetler olarak anlıyoruz.

İlahi meşietle ilgili âyetler Kur’an-ı Kerim’de iki yüzü bulmaktadır: 2/20, 70, 90, 105, 142, 212, 213, 220, 247, 251, 253, 255, 261, 269, 272, 284; 3/6, 13, 26, 27, 37, 40, 47, 73, 74, 124, 129, 179; 4/48, 49, 116, 133; 5/17, 18, 40, 54, 64, 48; 6/35, 39, 41, 80, 83, 107, 111, 112, 128, 133, 138, 148, 149; 7/55, 89, 100, 128, 155, 156, 176; 9/15, 27, 28; 10/16, 25, 49, 99; 11/33, 107, 108, 118; 12/56, 76, 99, 100; 13/13, 26, 27, 31, 39; 14/4, 11, 19, 27; 16/2, 9, 35, 93; 17/18, 30, 54, 86; 18/24, 39, 69; 21/9; 22/5, 18; 23/24; 24/35, 38, 43, 45, 46; 25/10, 45, 51; 26/4; 27/87; 28/56, 68, 82; 29/21, 62; 30/5, 37, 48, 54; 32/13; 33/24; 34/9, 36; 35/1, 8, 16, 22; 36/43, 47, 66, 67; 37/102; 39/4, 23, 52, 68, 74; 40/15; 41/14; 42/8, 12, 13, 19, 24, 27, 29, 33, 49, 50, 51, 52; 43/20, 60; 47/4, 30; 48/14, 25, 27; 53/26; 56/65, 70; 57/21, 29; 59/6; 62/4; 74/31, 56; 76/28, 30, 31; 80/22; 81/29; 82/8; 87/7.

İnsanın meşieti ile ilgili âyetler: 2/35, 58, 223; 6/138; 7/19, 161; 8/31; 11/87; 16/31; 18/29; 77; 24/62; 25/16, 57; 33/51; 39/15, 34; 41/40; 42/22; 50/35; 73/19; 74/37, 55; 76/29, 30; 78/39; 80/12; 81/28, 29.

Kaynaklar:

Bilmen Ömer Nasuhi, Muvazzah İlm-i  Kelam

İzmirli İsmail Hakkı, Yeni ilm-i kelam

Özsoy Ömer, Sünnetullah, Ankara 1994

Fahrüddin Râzî, Mefâtihulğayb

Ragıb-ı Isfahanî, el-Müfredat

İbn-i Manzur, Lisanül-Arab

DİA, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

Ahmet TEKİN, Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru

Mesud CÜBRAN, er-Raid

Hamdi YAZIR, Hak dini Kur’an Dili